Minimalizm Ve Doyumsuzluğumuz

Minimalizm Ve Doyumsuzluğumuz

Minimal, küçük demektir. Az eşyayla az insanla hiçbir şeyi israf etmeden yaşanan hayata da , minimal hayat denir.

Minimal hayat bize neler kazandırır?

Günümüzde her şeyi fazlasıyla tüketmeye tabiri caizse sömürmeye alışmışız ki 3-5 tane kıyafetle bir ömür geçirmeye hatta 1 ay geçirmeye bile abes bir şeymiş, imkansızmış gibi bakıyoruz.

Öyle ki sofralarımızda bile tek çeşit değil 3-4 çeşit peynir zeytinle kahvaltı yapıyoruz. Hatta yetmiyor tokanın, arabanın, ekmeğin, yüzüğün, ayakkabının çeşitlerini alıyoruz.

Televizyonlarda moda programlarında görüyoruz. “50 çift ayakkabım var” dediklerinde “vay be” diyerek ağzımız açık kalıyor. Garip olan şu zaten ömrümüzün 50 sene bile olacağı garanti değilken bu kadar tüketim bu kadar doyumsuzluk neden?

Oysa bizler, kralların ayağına gelip de istersen altın yatak yapalım sana dediği halde bunu kabul etmeyip yerde yatakta yatan Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellemin ümmeti değil miyiz?

Ne ara bu kadar doyumsuz olduk?

Ne ara 1 tane yetmedi de her şeyin üçünü beşini arar olduk?

Köye tatile geldim yaklaşık 2 haftadır kalıyorum. Ve inanır mısınız 1 tshirtü yıkayıp haftalarca giyebiliyorsunuz ya da geceleri 1 tane pijama bile yetiyor. 1 tane ayakkabıyla da şehirde gezip, buraya da gelebiliyormuşuz. Ya da 1 tane her şeyi içine alıp bizi her yere götürebiliyormuş.

Minimal ve sade yaşam bu kadar kolaymış anlayacağınız. Yaşanması imkansız şeyler değilmiş. Uzun zamandır bu konu hakkında sadeleşmeye çalışıyorum. Kıyafetlerden tutun da en sevdiğim kalemlerime kadar…

Unuttuk, israf haramdı, israf başkalarının ihtiyacını onlardan çalmaktı çünkü. 4 çeşit peynir yiyeceğimize 1 çeşit yiyip diğer 3 çeşidi komşumuzla paylaşabilirdik. Yapmadık. Lüks hoşumuza gitti. 3 dilim ekmekle doyabileceğimiz halde önümüze kuş sütü eksik olan kral sofraları kurduk. Peki sorum şu, onları yediğinizde ne değişti? Ya da sofrada olan her şeyi yiyebildiniz mi mideniz o kadar büyük mü? Hayır. O zaman yemeyeceğimiz şeylerin soframızda işi ne? O zaman alıp dolabımızda aylarca giyilmeden duran kıyafetlerimizin işi ne?

Silkelenmeliyiz. Bu kadar tüketmek, bu kadar doyumsuzluk vücutlarımızı hasta ediyor. Farketmemiz gerekiyor. Neden atalarımız uzun ömürler yaşayıp bu kadar sağlıklıymış araştırmak gerekiyor. Onların sadece 1 tane kıyafetleri varmış. Hatta babaannem anlatır hep. Babasının pantolonu yıkanırken annesinin şalvarını giyermiş babası. Ama mutlularmış, huzurları ve sağlıkları varmış. Babaannemin annesi 90 yaşında vefat etti. Şimdi 90 yaşına kadar binlerce hastalıkla boğuşuyoruz. Nedenini sorgulamak gerekiyor.

Minimal ve sade yaşamak zor değil. Sade olmak, bir şeylerden kendinizi mahrum bırakmak da değil. Aksine bana göre kendimizi dinlemek için bir ödül. Hangi kıyafeti giyeceğimizi düşünmek yerine kendimize nasıl değer vereceğimizi düşünebiliriz mesela o sırada. Zamanımız bereketlenir.

Nasıl minimal ve sade yaşarız?

Şimdi dolabınızın kapağını açın ve aylardır haftalardır giymediğiniz kıyafetlerinize bakın. Ya da küçük geldiği halde hâlâ dolapta “seviyorum” diyerek tuttuğunuz kıyafetlere bakın. Ve diğer insanlarla bu kıyafetlerinizi paylaşın. Sizin aylardır giyemediğiniz kıyafetlerinizi her gün giyecek insanlar var, insanlarımız var.

Az insan çok huzur dememişler boşuna. Hayatınızdaki insanları minimal düzeye indirin. Sadeleşin. Bu kadar çok arkadaş size gerçekten fayda sağlıyor mu? Hepsi gerçekten dostunuz mu düşünün? Hep kendimizi dinlemekten kaçıp dünyaya sarılıyoruz.

Benim bu dünyadaki birkaç amacımdan biri bu hayatta her şeyi tatmak değil, öldükten sonra insanların arkamdan dua ederek “ne güzel şeyler yaptı arkasında ona dua edecek ,onu güzelce anacak, yaptıklarının insanlara fayda sağlayacağı insanlar bıraktı” demeleri. Öleceğiz, önemli olan insanlara fayda sağlayabilmek. Aynı bu yazıyı okuduğunuz andaki gibi. Bu sitede hiçbir çıkarımız yok, tamamen sizlerin bilgilenmesi faydalanması için yazıyoruz.

Minimal bir yaşamla sadelikle ne kadar mutlu olacağınızı keşfedin.

Unutmayın, hayat kısa dünyalık şeylere değil duygularınıza vakit ayırın.

About Kübranur Ateş

Kübranur Ateş, 1998 yılında Bursa'da doğdu. Atatürk Üniversitesi İlahiyat Fakültesi mezunu. Şu anda Atatürk Üniversitesi Sosyal Hizmetler Bölümü 1. Sınıf ve Anadolu Üniversitesi Dış Ticaret 1. Sınıf öğrencisi. Spiritüel ve psikolojik konularda kendini geliştiriyor. Bioenerji Master olarak şu anda çeşitli bireysel çalışmalar yapıyor. Hobileri; blog yazıları yazmak, kitap okumak ve resim çizmek.