Ikigai; Japonların Uzun ve Mutlu Yaşama Sırrı

Ikigai; Japonların Uzun ve Mutlu Yaşama Sırrı

Ikigai, felsefesi kişinin Ruh, beden ve zihin bütünlüğünü ele alan böylece uzun yıllar sağlıklı ve mutlu yaşatan bir kavramdır. Tabi bu felsefenin de maddeleri vardır ama en önemli maddesi ve aynı zamanda da Ikigainin anlamı “yaşam amacı” dır ve bu madde diğerlerinden önce gelir. Eğer bu madde olmazsa diğer maddeler anlamını yitirir. Iki-Gai iki gizemli kelime, Iki – Yaşam, Gai-Amaç demektir.

Ikigai felsefesine uygun olarak yaşanan Okinawa kasabasının en genç üyesi 80’li yaşlarında. Dolayısı ile kolaylıkla durumu kendi ülkemizle karşılaştırabiliriz. Ancak dikkat edilmesi gereken bir detay var. Çok yaşlı olmak ya da çok geç ölmek önemli değil. Önemli olan her yaşında sağlıklı ve mutlu olmak.

İkigaiyi Bulmak

Ikigai felsefesi biraz logoterapiye (bknz. Viktor E. Frankl – İnsanın Anlam Arayışı) benzemektedir. Ikigai’deki “Yaşam Amacı” le Logoterapi’deki “Anlam Arayışı” aynı bakış açısıdır. Dolayısı ile daha önce de bahsettiğimiz Ikigai’inin en önemli maddesi olan “Yaşam Amacı”dır. Çünkü birey “Yaşam Amacı”nı bulamazsa, fark edemezse, keşfedemezse sabahları işe gitmek için zorla kalkan bireylere dönüşürüz, pazartesi sendromları yaratırız, tatiller bizi dinlendirmez ve tatil sonrası hayata tekrar başlamaya direnç gösteririz. Kısacası hep mutsuz oluruz. Dolaylı olarak mutsuz bir zihin sağlıksız bir bedene davetiye çıkartır.

Varoluşu Sorgulama

“Yaşam Amacı”nı bulup keşfetmemiz gerekiyor. Bu deneyimde varoluş yakıtımız, kendi Ikigaimizi bulma misyonumuzdur. Ikigaimizi bulduktan sonra doğru yolda kalmak için cesaret ve çaba göstermek gerekir. Bunun için dünyanın mükemmel olmadığını, ancak büyümek ve başarmak için yine de fırsatlarla dolu olduğunu herkes gibi kabul etmek zorundasınız.

Ikigaimizi keşfedince onu her gün takip etmek ve beslemek hayatımıza anlam katacaktır. Hayatınızın bir amacı olduğu anda yaptığınız her şeyde mutlu bir akış yakalayacaksınız. Böylece sadece kendi arzunuzla hareket edeceksiniz. Başkalarının ya da çoğunluğun ne yaptığı ne tercih ettiği sizi hiç ilgilendirmeyecek. Sadece sizin yaptıklarınız ve sizin tercihleriniz olacak. Bu sizi kendi farkındalığınızı artıracak ve gerçek doyuma ve dengeye ulaşacaksınız.

Herkesin Ikigaisi farklıdır, ama ortak olan tek şey herkesin bir amaç edinmeye çalışmasıdır. Bize anlamlı gelen şeylere bağlı kaldığımızda hayatı dolu dolu yaşar, ama bağlantıyı kopardığımız anda umutsuzluğa kapılırız. Modern yaşam bizi gerçek doğamızdan uzaklaştırır bir gayeden yoksun yaşam sürmeye iter. Kuvvetli güçler ve teşvikler (para, güç, dikkat, başarı) günlük bazda dikkatimizi dağıtır; yaşamınızı ele geçirmelerine izin vermeyin.

Sezgilerimiz ve merakımız ikigaimizle bağlantı kurmamıza yardımcı olan güçlü içsel pusulalardır. Zevk aldığınız şeyleri izleyin ve hoşlanmadığınız şeylerden uzaklaşın ya da onları değiştirin. Sizi yönlendiren merakınız olsun. Size bir amaç kazandıracak ve mutlu edecek şeylerle meşgul olun. Bu mutlaka büyük bir amaç olmak zorunda değildir; hayatınızı, iyi bir ebeveyn olarak ya da komşularınıza yardım ederek de anlamlı kılabilirsiniz.

Ikigaiyi Bulmak

Ikigainin On Kuralı

Aktif Kalın, emekli olmayın. Sevdiği şeyi yapmaktan ve iyi yaptığı şeylerden vazgeçen kişi yaşam gayesini kaybeder. Bu yüzden en önemli göreviniz, değerli bulduğunuz işleri bitirseniz de yapmaya devam etmek, ilerlemek, güzellik katıp yarar sağlamak, yardım etmek ve dünyamızı şekillendirmek olmalıdır. Bu konu ile alakalı yorum yapmam gerekirse ülkemizde (ki başka ülkelerde de vardır) iş yaşamı boyunca çalışanlar yöneticilerin ve şirketlerin hedefleri doğrultusunda tutkusuz isteksiz ve amaçsız bir şekilde çalışırlar. Hal böyleyken o çalışanın bir an önce akşam olmasını beklemesi, bir an önce hafta sonunun gelmesini beklemesi ve bir an önce emekli olup bu sıkıcı iş hayatından kurtulmak istemesi kadar doğal ne olabilir ki? Eğer iş hayatında huzuru bulamazsan yada sana huzur verecek bir iş bulamazsan, bir türlü mesai bitmez, tatillerde dinlemezsin, emekli olunca da aradığının huzuru ve mutluluğu bulamazsın.

Ağırdan Alın. Aceleci olmak yaşam kalitesi ile ters orantılıdır. Eski bir deyişin belirttiği gibi, “Yavaş yürüyün, çok ilerleyin”. Telaşı arkanızda bıraktığınızda, yaşam ve zaman yeni bir anlam kazanır. Bu konu ile alakalı şöyle bir yorum yapmak isterim. “O kadar hızlı hareket ediyoruz ki ruhlarımız bedenlerimize yetişemiyor”. Gerçekten çok hızlı hareket ediyoruz. Hiçbir şeyin tadına varmadan sadece tüketiyoruz. Önce kendimizi tüketiyoruz sonra en önemli şey olan zamanı, sevgiyi, dostlukları, doğayı. Anlamsızca hızlıca çabuk çabuk. Amaç sadece yapmış olmak. Düşünsenize yemeği bile hızlı hızlı yiyoruz. Çiğnemeden, tadına varmadan, sanki bir çöp torbasını doldurmada gösterdiğimiz özensizliği kendimize vücudumuza yapıyoruz. Ve biz bu hızdan haz ve mutluluk alamadığımız için mutluluğu başkalarına “Bak ben bugün ne yedim” der gibi sosyal medyada paylaşarak aldığımız beğenilerle bulduğumuzu zannediyoruz.

Midenizi Tıka Basa Doldurmayın. Konu uzun bir yaşam için beslenmek olunca da azı karardır. Sağlığınızı uzun süre koruyabilmek için %80 kuralına uyulmalı, tıka basa açlığımızı tamamen bastırmayacak şekilde yemelisiniz. Yani sadece midenizin %80 dolacak şekilde yenilmelidir. Mide hiçbir zaman doymaz. Doyduğumuzu kanımıza karışan şekerden hissederiz. Ve bu karışma süresi yaklaşık 15-20 dakika. Ne kadar aç olursak olalım sadece bir lokma yesek bile 20 dk sonra doyduğumuzu hissedebiliriz. Bol bol çiğneyerek, yediklerimizin tadına vararak, aynı zamanda sindirim sistemimize yardımcı olmuş oluruz hem de daha az yemiş oluruz ve daha hafif hissederiz. Ayrıca değinmeden geçemeyeceğim, gıda endüstrisinin bize dayattığı ve reklamlarda bol bol mutluluk dağıttığını zannettiğimiz her şey çok açık söylüyorum tamamen çöptür. Hatta çöp olsa yine biraz masum olacak çünkü içeriklerin (ki ülkemizdeki durum diğer ülkelere göre daha kötü) bozulmalarını engelleyen koruyucular, maliyetleri düşüren kimyasallar, işlenmelerini kolaylaştıran malzemelerle yapılan ürünler. Hiçbirinin masum bir tarafı yok. Doğanın bize ağaçlardan, topraklardan, denizden ve diğer hayvanlardan verdiği besinleri tüketin. Bunlar bizi yaratanın bize verdikleridir. Vücudumuzun hangisine ihtiyacı var siz karar verin.

Çevrenizde İyi Arkadaşlarınız olsun. İyi bir sohbetle kaygıları yatıştırmak, günümüzü aydınlatacak hikayeler paylaşmak, tavsiye almak, eğlenmek, hayal kurmak… Başka bir deyişle, yaşamak için en iyi ilaç arkadaşlardır. Ancak burada daha önemli olan şey ise aynı frekansta olan arkadaşlardır. Eğer çevrenizde iyi olsa bile yılgın, sürekli şikâyet eden, her fırsatta olumsuzu fark eden ve konuşan arkadaşlarınız varsa onlardan etkilenme ihtimaliniz yüksektir. Kendi frekansınızdaki kişilerle ikigainizi ilerletmek çok daha mümkündür. Bu arkadaşları bulmaya niyet edin. Bulun ve gerçekten sizleri nasıl ileriye götürdüğünü, sizi nasıl harekete geçirmek için motive ettiğini görün.

Bir sonraki doğum gününüze kadar şekle girin. Su hareket eder, en iyi haliyse pırıl pırıl aktığı ve durağan olmadığı zamandır. Hayatımız boyunca hareket ettirdiğiniz bedenin de uzun süre çalışmaya devam etmesi için biraz günlük bakıma ihtiyaç vardır. Ayrıca egzersiz yapmak mutluluk hormonu salgılanmasını sağlayacaktır. Büyüklerimizin de söylediği gibi harekette bereket vardır. Bu her anlamda böyledir. Çünkü kas ve iskelet sistemimiz, eklemlerimiz bize yaratılıştan verilmiş şeylerdir. Dolayısı ile bunun tersine bir yaşam tarzı sizleri bazı kronik problemlerle baş başa bırakacaktır. Tekrar söylüyorum, insanlar tv karşısında saatlerce hareketsiz kalsın diye yaratılmadı. Dolayısı ile hareket etmemiz şart. Bu hareketleri ve egzersizleri yapmamız hayati öneme sahip. Hareket hem vücudumuzu hem de zihnimizi ciddi oranda ve olumlu bir şekilde etkileyen bir aktivite. Egzersiz yapmaya başladığınızda artık akıştasınızdır ve olumlu düşünmeye başlarsınız. Hatta kan dolaşımının artması ve daha fazla oksijen sağlandığı için yaratıcı düşünme bile mümkün. Ayrıca vücudumuzun bu hareketlerle elde ettiği tazelenme, kronik yorgunluğa, kas ve iskelet sistemimizdeki ağrı ve takılmalara en güzel ve doğal çaredir.

Gülümseyin. Neşeli bir tavır sadece rahatlatmakla kalmaz arkadaş kazandırmaya da yarar. Bir şeylerin o kadar harika olmadığını kabul etmek iyidir ama olasılıklarla dolu bir dünyada şimdi ve burada olmanın bir ayrıcalık olduğunu asla unutmayın. Çok küçük bir tavsiye, aynanın karşısına geçin gülümseyin ve aynadaki kişiye “Seni Çok Seviyorum” deyin. Bakın modunuz nasıl değişiyor.

Doğayla Tekrar Bağlantı Kurun. Günümüzde insanların çoğu şehirlerde yaşasa da, insanoğlu doğal dünyanın bir parçası olarak yaratılmıştır. Şarj olmak için sık sık doğaya dönün. Çıplak ayağınız toprağa çimene dokunsun, derin bir nefes alıp oksijeni içinize çekin, kulakları çınlatan sessizliği dinleyin, bir ağacın gölgesinde serinleyin ve resetleyin kendinizi. Daha önce yapmadıysanız ilk başlarda biraz anlamsız ve garip gelebilir ama sonrasında bunu yapmak için fırsat kollayacağınıza eminim.

Teşekkürlerinizi Sunun. Her gün bir dakikanızı ayırın ve atalarınıza, soluduğunuz havayla ve yediğiniz yemekle sizi destekleyen doğaya, günümüzü aydınlatan ve hayatta olduğumuz için kendimizi şanslı hissettiren arkadaşlarınıza ve ailenize teşekkürlerinizi sunun. Mutluluk stokunun ne kadar arttığını görün.

Anı Yaşayın. Geçmişten pişmanlık duymayı ve gelecekten korkmayı bırakın. Sahip olduğunuz tek şey bugün. Tadını çıkarın. Hatırlamaya değer kılın. Geçmişi ya da geleceği dert etseniz de etmeseniz de bugün bir şekilde geçecek. Bugünün nasıl geçeceği sizin elinizde. Tek başına yapamıyorsanız mutlaka destek alın. Ve emin olun bu olan bir şey ve daha önce tatmadıysanız bağımlılık yapacaktır.

Ikigainizi Takip Edin. İçinizde bir tutku, günlerinize anlam katan eşsiz bir yetenek ve en iyi yönünüzü sonuna kadar paylaşmaya götüren bir şey var. Henüz ikigainizin ne olduğunu bilmiyorsanız Viktor Frankl’ın dediği gibi göreviniz onu keşfetmek olsun.