Sosyal Fobi – Zihinde Ki Görünmez Duvar

Bende bu fobi aslında, küçükten beri bana dışarıdan enjekte edilen sözlerle başladı. Ergenlik döneminde doğal olarak az konuşuruz. Kendi çapımızda yaşarız ve odamızda yalnız başımıza saatlerce vakit geçirebiliriz.
Ama bu olay bende, aile içinde pek çok başka yönlere çekildi.
Aslında zaman verseydiler bana, ergenliğimden çıkabilseydim, belki de bambaşka biri olurdum şuan.

Genelde aile büyükleri, “hiç konuşmadığımı” söylerler.

Bizde konuşmayan insanların, ya deli ya da sorunlu olduğu düşünülüyor. En azından bana öyle bir his veriyorlardı.

En hassas dönemimde, beynime eğitici şeylerin gireceğine, bu sözler giriyordu: “Neden konuşmuyorsun?”, “Ağzını aç sana!”, “Dilini mi yuttun?”, “Sorunun mu var?” …

Bunlara tanıklık eden arkadaşım, bana bir gün şunu demişti: “Birisine durmadan deli dersen, gerçekten delirir. Sana da böyle diye diye, inandırmışlar deli olduğuna …

Aslında ne kadar açıklayıcı bir durum değil mi? 100 sayfa da yazsam, bu cümle gibi durumumu özetleyemezdim.

İnsana neyi bin kere söylersen, ona inanırmış. Bana da hep bilinçsizce bunu aşıladılar. Burada da aslında yeni bir şey daha öğreniyoruz; asla bilinçsizce çocuklara davranmamamız gerektiğini. Çünkü onlarda öyle bir iz bırakabiliriz ki, düzeltmesi sonrasında çok zor olabilir.

Madem ki sözlerle kendimizi bir şeye inandırdık, o zaman bunu kendi lehimize işleyebiliriz, mesela tersini söyleyerek.
Yatmadan önce, sakin ve bilinçli olduğun anda kendine, “Ben başkaların karşısında çekinmeden konuşabilirim.”, “Ben işlerin üstesinden gelebilirim.”, “Ben çok güçlüyüm.”, “Ben başarılı olabilirim.” de.

Ardından bu sözler zihninde öyle bir yer edinecek ki, her şeyin o yöne doğru gittiğini göreceksin. Yeter ki kalbinle inan!

Bazı durumlarda kendime şu sözleri söylerken buluyorum. “Yapsana hadi? Bunda yapamayacağın bir şey yok! Herkes yapabiliyor, sen niye yapamayasın? Kendine neden engeller koyuyorsun?
Sanki bazen içimdeki ‘gerçek’ kişi konuşuyormuş gibi oluyor ve o an beynim şöyle cevap veriyor: “Doğru aslında, neden yapmıyoruz ki?
Böyle dura kalıyorum bazen. Ayna olsa karşımda, ona “Neden yapmıyoruz?” diye bir bakış bile atarım. Bazen gerçek kişiliğim, en derinlerden, yukarıya çıkmaya çalışıyor …

Zihnimdeki engel bazen o kadar saçma bir şekilde önümde duruyor ki, kendime neden engeli aşamadığımı soruyorum. Halbuki engeli biraz daha sola doğru iteklesem, geçeceğim yanından.

En kolay örneklerden birisi de, dönerciye gidip, sipariş vermem. Beni öyle bir heyecan kaplıyordu ki, gören de yılın oscar ödülünün bana geldiğini sanacaktı. Halbuki sadece bir tane döner sipariş edecektim. (Şuan istemsizce yine bir gülme tuttu) Evet, ben bunu yendim. Artık bir fast food restorana gittiğimde, Babamın yanında takır takır menülerin adını söylüyorum, hatta Babam çok uzun düşününce, onun yerine bile hızlı cevap veriyorum ki, arka sırada duranları bekletmemek için.
Bence bu bir zafer. Küçük de olsa bir zafer.
Bu sadece onlarca ufak başarılardan bir tanesiydi.

Bunu başarabilmek için kendine bakıp, “Neden yapmıyorum?” diye sor. Sonra sende benim gibi düşünmeye başlarsın ve aslında hiç bir zorluğun olmadığını anlarsın. Sadece şu küçücük engeli birazcık kaydırman lazım zihninde. Sonra sende kolaylıkla yanından geçebilirsin! Bunun sırrı “Kendine güven” dir!

En önemlisi ama, bunu her zaman tekrarlamandır! Bir kere yapıp, sonra kabuğuna yine çekilirsen, kısır döngüye takılırsın ve eski haline yine çabucak dönersin.

Bir örnekten daha bahsetmek isterim. Öğretmenim okulda art arda sunumlar hazırlamamızı isterdi ve bizi bu sayede daha çok konuşmaya itiklerdi. Sunum yapmadan önce ne kadar ‘acı’ çektiğimi bir bilseniz. Günler öncesi kaygılanmaya başlardım ve sunum günü heyecandan ölürdüm. En kötüsü de, sunum yaparken, sesimin titremesiydi. Hatta öğretmenim sunumumun hakkında yorum yaparken, sesimden dolayı benim az kalsın bayılacağımı sanıyordu. İlk başta çok utanmıştım ve bir daha olmaması için çok savaşıyordum sunumumun sırasında. Ama ne fark ettim biliyor musunuz?
Sunum yapan tüm öğrencilerde, benimkine benzer durumların olduğu…

Mesela birinin eli öyle titriyordu ki, tuttuğu kağıdın titreşimi ayrı bir melodiyle yankılanıyordu sınıfta. Veya birinin yüzü kıp kırmızı oluyordu. Ama nihayetinde hepimiz bir süre sonra alışmıştık bu duruma. Kimse utanmıyordu veya çekinmiyordu artık.

Ve böyle çalışa, çalışa daha da güçleniyorduk. Size anlatmak istediğim en önemli nokta şu, başkalarının sizde bir kusur bulmasından korkmayın. Bak görüyorsunuz, insan kendi kusurlarını kabul ettikten sonra, çok daha rahat bir şekilde hareket edebiliyor.

Benim en büyük hazinem umudumdu. Herkesin kendine göre bir tabiri vardır, benimkisi de Allah’a teslimiyetti. Tevekkül edip, tüm kalbimle her gün dua ediyorum ve bu kabustan her geçen gün daha da uzaklaşıyorum çok şükür.

Bu fobiden etkili kurtulmak istiyorsan, her daim toplumla iletişimde ol. Bir grubun oyun oynadığını görüyorsan, sende korkmadan, çekinmeden aralarına katıl. Unutma, bu sadece bir oyun. Bunu başarabilirsin, zihnine “herşeyin yolunda” olduğunu dersen, seni gruba katılmaktan alıkoymaz. Ama eğer, “konuşup, aralarına giremem” dersen, zihnine alarm sinyali verirsin ve o seni her şeyden alıkoymaya çalışır.

Artık sıra sende! Başaramam deme, her şeyin üstesinden gelirim de ve sonuçları izle. Sosyal Fobi sadece zihninin ortasında duran görünmez bir duvardır ve eğer görünmüyorsa, yoktur demektir.