İç Huzur Arayışlarımız

Şartları hızla gelişen ve değişen dünyamız içinde biz insanların da duygu durumları her an değişebiliyor. Bir gün çok neşeliyken diğer bir gün mutsuz, huzursuz, rahatsız hissedebiliyoruz. Daha da önemlisi bu kötü ruh halinden nasıl çıkacağımızı bulamıyoruz.

Marmara Üniversitesi Eğitim Bilimleri Dergisinde yayınlanan bir yazıya göre, duyusal sistemimiz tedirgin edildiğinde,huzursuzluk ve kafa karışıklığı ortaya çıkar.Duygusal seviyede son derece aranan insani değer olan iç huzurun değeri gündeme gelir.Bu bir aylaklık hali olmayıp,duyusal bir dengelilik,bir sakinlik halidir.Duygular sakinleştirildiği takdirde,iç huzur meydana gelir ve eylemlerimiz de duygusal arzular tarafından karartılamaz.

” İç huzur, iç dengeyi ölçen bir alet gibidir. ”

İç huzurun birçok alt başlığı var aslında. Yani içimizdeki bu dengeyi bozan birçok sebep mevcut. Mesela, geçmiş yaşantılarımız. Geçmişte yaşadığımız bir olay, bu olayda haklı ya da haksız olmamız. Eğer haklıysak,haklılığımızın ispatı için neden daha çok mücadele etmediğimiz, yok eğer haksız isek zaten konuyu baştan baştan ele almamız, kafamızda işlememiz zihnimizi de ruhumuzu da çok yoran düşünceler. Hele keşke ile başlayan cümleler en zehirli oklar bizim için. Hacı Bektaş Veli’nin bu konuyla ilgili çok güzel bir sözü var:”Eskiyi terk cahile ölüm,alime doğumdur.” Güneşin doğduğu her sabah,yeni bir başlangıç için umut var demektir.

Sadeleşmek…

Hayatımızda taşıdığımız tek yük geçmiş değildir elbette. Bazen bize saygısı olmayan, gelişmemize tahammül edemeyen, negatif enerji yüklü insanları arkadaş diye sırtımızda taşırız. Belki bir gün lazım olur diye bir sürü ıvır zıvırı hayat boyu oradan oraya taşırız. Ve gün gelir maddi-manevi yüklendiğimiz bu gereksiz yükler bize ağır gelmeye başlar. İçimize çöker nefes alamayacak hale getirir. Bu noktada ne yapacağız peki?

Nasıl ki balonlarda yükselmek için ağırlıklar aşağı atılır, bizde duygu durumumuzu yükseltmek için tüm gereksiz yüklerimizi atacağız. Hayatımızın her alanında sadeleşmek bize iyi gelecektir.

İç dünyamızı kırıp döken bir fiil, kötülük.

Kötülük yaptığımızda sadece diğer insanlara zarar vermeyiz. Her yaptığımız kötülük içimizde bir yerleri yaralar. Bir daha bir daha bir daha… Ve geriye dönüp baktığımızda en ağır yarayı kendimizin aldığını görürüz. Bu yüzden şu kısacık hayatımızda hem içimizi hem dışımızı yaralamak yerine baharlar getirsek her yere rengarenk çiçekler açtırsak gönlümüzde.Kötülük yerine inatla iyi olsak iyiliği yaysak çok daha güzel olmaz mı?

Dua etmek…

Aslında iç huzur ve iç huzur arayışı hakkındaki yazılarda, makalelerde hep ortak bir nokta var; dua etmek. İnsanlar farklı dinlere mensup olsalar da, hepimizin ortak noktası mutluluğumuzu, üzüntümüzü,pişmanlıklarımızı, kaygılarımızı ve içimizde dert edindiğimiz ne varsa halimizi O’na arz etmek. Dua çok büyük bir huzur kaynağı. Çünkü biliyorsun ki, senin sınırların var ama el açtığın Rabbinin gücü sonsuz, sen geleceği bilemez bunu dert edinirsin ama el açtığın Rabbin ezeli ve ebedi ilmiyle her şeyi bilen ve görendir. Zaten elini göklere açmanın anlamı : Ben elimden geleni yaptım,elimden gelmeyen için ise ellerimi sana açtım” demek değil midir? Bu anlayış tevekkül etmeyi de beraberinde getirir aslında. Tevekkül, hedefe ulaşmak için gerekli olan maddi ve manevi sebeplerin hepsine başvurduktan sonra Allah’a dayanıp güvenmek ve işin sonrasını Allah’ın takdirine bırakmak, demektir.  İçimize su serpen ve bizi rahatlatacak olan şeydir tevekkül. Bu hayatta insanın, her şeye gücünün yetemeyeceğini sınırlarının olduğunu ve elinden geleni yaptıktan sonra Allah’a dayanıp güvenmenin insan üzerinde bıraktığı o huzur o hafiflik tek kelimeyle muhteşem bir his.

Sonuç olarak; yaşamımızda küçük-büyük birçok şeyi kendimize dert ediniyoruz, kırgınlıkları,kızgınlıkları içimizde biriktiriyoruz , yaptığımız kötülükler minik lekeler bırakıyor kalbimizde, damlaya damlaya göl olur misali irili ufaklı her şey birleşip aşılmaz bir dağ gibi çıkıyor önümüze .Bununla birlikte dengemiz şaşıyor, olmadık zamanda gözlerimiz doluyor, başımızı yastığa koyduğumuzda sorunlar beynimizi kemiriyor, gün içinde canımız bir şey yapmak istemiyor ve gün geliyor en yakınımızla dahi iki kelam edecek gücü/isteği kendimizde bulamıyoruz. İşte o anda yapacağımız şey; konuşmasakta yüreğimizden geçeni bilen tek varlığa el açıp halimizi arz etmek, taşıyamadığımız yükü omzumuzdan atıp rahatlamak.

” İç huzur, iç dengeyi ölçen bir alet gibidir. ” En yüksek değerler ve en derindeki inançlarla uyum içinde yaşadığında, yani kendisiyle ve hayatla mükemmel bir uyum içinde olunduğunda, yaşam amaçlarıyla bütünleşmiş, kendiyle barışık bir insan olunur. Bireyin içi huzurla dolar. İçindeki huzur ne denli güçlüyse çevresine de o kadar huzur ve mutluluk yayar. (http://www.sayginnlp.com/UrunDetay/—Ic-Huzur_31.aspx, 2009).