Hedefe Giderken Kaçırdıklarımız

Bugün yolda yürürken kafanı kaldırıp hiç gökyüzüne baktın mı? Peki ya dün? Sahi en son ne zaman bulutlara bakıp, onları türlü şeye benzettin, hayran kaldın? Baharın cıvıltısıyla patlayan ağaç tomurcuklarını, yeşilin kaç tonu olduğunu, güneşten sızan ışığı, gölgeni ne zaman fark ettin en son?

Küçük şeyler değil mi bunlar her zaman olagelen küçük şeyler. Ama bizim büyük işlerimiz var, önemli işler. Ya koştur koştur derse yetişmeye çalışıyoruz ya işe. Ama mutlaka yetişmemiz gereken bir yer var. Ahmet Şerif İzgören’in kitabında okumuştum, diyordu ki ”Şu hayatta hiç aceleniz olmasın arkadaş. Ya da en acil işiniz insanlar olsun.”

Ne kadar da acelemiz var. Ne kadar da nefes nefeseyiz. Sakin kalmak, eğer kulak verirsek bir kuşun cıvıltısını, bir ağacın hışırtısını duymak iyi gelecek bize şüphesiz. Zaman akıp geçiyor evet. Yetiştirmemiz gereken işler, ulaşmamız gereken hedefler var evet. Ama kimse durmadan koş demedi ki. Yorulduysan dur bir yavaşla bir nefeslen. Yol senin yolun elbette ilerleyeceksin. Ama yolda olmanın da tadını çıkar. İstediğin sonuca ulaşmak kadar onun için çaba vermek ve beklemekte güzeldir.

O yüzden hiç acelemiz olmasın. Tadını çıkararak, bir günü diğeriyle aynı olmayan bu kainatın, bir parçası olduğumuz bilinciyle; görerek, bilerek ve en önemlisi de içimize sinerek yaşayalım bu hayatı, karambole gelmesin.