Ne İçin Savaştığını Bilmek …

Askeri lider Oliver Cromwell’in bir sözünü hatırlatarak başlamakta yarar var: “Bana ne için savaştığını ve neyi sevdiğini bilen şu köylü paltolu yüzbaşıyı verin…

Ya farkındasındır ya da değilsindir. İşte bütün mesele bu! Bireylerin ya da örgütlerin bazı amaçları vardır. Hayatta kalmak, para kazanmak, büyümek, sosyal sorumluluklar vs… Bu amaçlar birey ya da örgütün hedefidir. Hedef varılmak istenen yerdir, konumdur, belki ilk basamaktır belki son basamaktır.

Bireyler ya da örgütler ne yapacakları bilirler ama neden yapacaklarını bilmezlerse, gösterdikleri çaba, özveri, emek onlar için değerli ve anlamlı olmayacaktır.  Eğer yapılan herhangi bir işte değer ve anlam yoksa o iş zoraki yapılıyordur. Ve mümkün olan ilk fırsatta o işten kaçma eğilimini doğurur. Eğer ki iş ile alakalı değer ve anlamın farkındaysa, ne için yaptığını, sonucunda nelerin değişeceği ve neleri kazanacağını biliyorsa ve/veya yapmazsa neleri kaybedeceğini biliyorsa işte karşımızda farkındalıkla dolu anlamlı ve değerli bir iş var demektir. Tam da bu konuyu pekiştiren bir motivasyon yazımı buraya eklemek istiyorum.

Motivasyon bir hedef ile alakalı istek arzu ve tutkuyu ifade eder. Hedeflediğiniz konu ile alakalı istek arzu ve tutkunuz ne kadar fazlaysa o konuya karşı motivasyonunuz o kadar yüksektir demektir. Bir konuya karşı olan motivasyonunuz yüksek ise sizin o konuyu unutmanız, ertelemeniz, önemsiz görmeniz ya da o konunun yerine başka şeyler tercih etmeniz pek mümkün değildir. Karşınıza çıkan hiçbir engel sizi hedeften geri döndüremez. Mesainizin birçoğunu o hedefi düşünerek geçirirsiniz. Hatta boş kaldığınız zamanlarda da kafanızın bir köşesinde hedef ile alakalı yeni fikirler çırpınır durur. Dolayısı ile zihniniz hedefiniz doğrultusunda sürekli meşguldür.”

Eğer yapacağınız işe dair farkındalığınız varsa bu işle alakalı motivasyonunuzda tavan yapmış demektir. Bu sebeple farkındalığın olduğu yer neyin neden yapıldığının bilindiği yerdir. Bireylerin ya da örgütlerin hedefinin olması ise, her olumsuzluk bir öğrenme fırsatı olur, daha fazla mücadeleci ve zorlayıcı olur, her fırsatta neyi daha iyi ve farklı yapılacağını keşfeder, fırsatları beklemez fırsatları yaratır -zaten o birey ya da örgüt için her şey fırsattır-, denemeye devam eder ve gözünün önünde sadece ve sadece hedefi vardır.

Bireylerin ya da öğütlerin hedefinin olmaması, her fırsatta şikâyet edilmesi, sürekli geçmişe ve olumsuzluklara odaklanması, sürekli farklı alternatif arayışında olması yani kısacası huzursuz, mutsuz, aşksız, iştahsız ve keyifsiz bir ortamın olması anlamına gelir.

Birey için bu konu daha yalın olabilir ama örgüt için konu biraz daha karmaşıktır. Çünkü örgütün her üyesini bu hedef ve amaç için yani yapılacak işin farkındalığı için inandırmak lazım. Burada dikkat edilecek bir husus çok önemli. İkna değil inanç esaslı olması gerekiyor. Çünkü ikna edilmişlerle değil inanmışlarla yola çıkılır. Bu sebeple örgütün ikna edilmesi değil örgütün bu amaca ve hedefe inanması gerekir. Örgüt üyelerini maaş, sosyal hak ve diğer bazı motive edici unsurlarla ikna edebilirsiniz ama alacağınız sonuç hem istediğiniz büyüklükte olmaz hem de kısa süreli olur. Ancak her üyenin kazan kazan modeliyle besler, her bireyi direkt yada dolaylı olarak örgütün ortağı yaparsanız ve sadece gerçekten isteyen üyeleri bir araya getirerek örgütü revize ederseniz çok açık söylüyorum sizi kimse durduramaz. Yürür gidersiniz : ) …

Farkındalığın içinde barındırdığı içselleştirilmiş duygu ve düşünceler sizi sürekli motive eder. Bu sebeple gerekten inanmış ordular, işletmeler, kısacası örgütler, büyüklükleri ile değil, her üyenin aynı hedefe aynı doğrultuda hareket etmesi ile büyük işler başarır.

Bir söz vardır; İnanmış 100 asker, ne için orda olduğunu bilmeyen 1000 askeri çok rahat ve kayıpsız yenebilir.

Yine bir söz der ki; eskiden büyük balık küçük balığı yerdi. Şimdi hızlı balık yavaş balığı geçiyor. Örgütlerin hızı üyelerin inanmışlıklarına ve farkındalıklarına bağlı.